Mazda MX-5
2.0 lt (2013)
103.422 TL
Mazda MX-5
1.6 lt (1990)
25.000- 55.000 TL (İkinci el)
Mazda MX-5
1.8 lt (1998)
50.000- 75.000 TL (İkinci el)



Mazda MX-5
1.5 lt (2016)
117.325 TL
Mazda MX-5
1.6 lt (1990)
25.000- 55.000 TL (İkinci el)
Mazda MX-5
1.8 lt (1998)
50.000- 75.000 TL (İkinci el)



Mazda MX-5
2.0 lt (2013)
103.422 TL
Mazda MX-5
1.5 lt (2016)
117.325 TL
Mazda MX-5
1.6 lt (1990)
25.000- 55.000 TL (İkinci el)



Mazda MX-5
2.0 lt (2013)
103.422 TL
Mazda MX-5
1.5 lt (2016)
117.325 TL
Mazda MX-5
1.8 lt (1998)
50.000- 75.000 TL (İkinci el)



Tüm Mazda MX-5'leri kullandık Fotoğraflar : Alperen Gökmen, İlke Taşçı
Tüm Mazda MX-5'leri kullandık

Türkiye’de ilk kez bütün Mazda MX-5 jenerasyonları bir arada: Hepsini kullandık, hepsini deneyimledik, hepsini çok sevdik ve bolca yan gittik! Favorimiz mi? Cevabı aşağıda…

Yazı: Mehmet Kara

Hiç basit bir şeyin hayalini kurdunuz mu? Gerçekten basit bir şeyin... Ne olduğu önemli değil, sadece basit ve anlaşılır olması önemli. Kolay elde edilebilir, hafif,  güzel ve arzu edilecek bir şey. Genelde hayal kurduğunuz şeylere ulaşılması zor değil mi? İyi bir kariyer, istediğiniz yerde bir ev belki. Belki bir otomobil…

Gençken otomobil hayalini hemen hemen her gün kurarsınız. Bu giderek büyüyen bir şey haline gelir ve odanızın duvarından posterler eksik olmaz. O, ultra yüksek kanatlar, büyük hava girişleri, yukarı açılan kapılar sadece hayalleri değil bazen rüyalarınızı da süsler. Aklınızın bir köşesinde yer eden bu hayaller aslında uzaktır, ulaşılmaları zordur, belki imkânsızdır…

Hayatın gerçekleriyse hayallerden farklı olabilir. Aslında rüyalarınızı süsleyen otomobile sizin hayatınızda yer yoktur. Yaşam tarzınız farklıdır, bu bir anlamda yıllardır çok beğendiğiniz o sinema yıldızıyla yaşamaya çalışmak gibidir. Tamamen farklı hayatlar ve standartlar… Aslında ona değil, basit bir hayata ve fazlasıyla seveceğiniz ruh eşinize ihtiyacınız vardır.

Böyle bir durumda belki de ihtiyacınız olan şey basitliktir. Gösterişten uzak, belli bir zevk sahibi kişilerin sahip olabileceği, isteyen herkesin alabileceği ama herkesin almayacağı, hayatın kurallarının dışında olan ve tabii ki son derece eğlenceli bir şey...

Evet, bilmece gibi oldu son cümle ama şu anda kafamın içinden geçenler tam olarak bunlar. Çünkü karşımda duran otomobiller bu bilmecenin cevabı niteliğinde. 27 yıllık gelişimi özetleyen, 1989’dan 2016’ya kadar uzanan bu ilerleme tüm çıplaklığıyla karşımda duruyor.

MX-5 efsanesinin tüm versiyonlarını bir arada gördüğünüzü düşünebiliyor musunuz? Hayal etmesi ilk anda zor olabilir ama bu bir rüya değil, hayal hiç değil. Mazda MX-5’in tüm jenerasyonları harika çizgiler, yalınlıkları, akıllı düşünülmüş detayları ve basitliğiyle az ileriden bana bakıyor. Hepsi küçük, biri en küçük, hepsi haylaz biri diğerlerinden daha haşarı…

Bugün yeni MX-5’in direksiyonuna geçeceğiz. Sadece onun değil, önceki jenerasyonlarını da kullanacak, hepsini sizlere teker teker anlatacak, Japon üreticinin bu kadar yıl boyunca bu otomobili nasıl geliştirdiğini inceleyeceğiz.

Böyle durumlarda lafı uzatmayı sevmiyorum çünkü sizden çok sabırsızlanıyorum. Peki önce hangisinden başlayacağım dersiniz?

Tabii ki her şeyi başlatan, ilk jenerasyondan...

Mazda MX-5 (1990)

MKI- NA (1989- 1997)

Otomobillerini kullanmamıza izin veren Sayın Kaan Özçelik’e ve Mert Katılhan’a sonsuz teşekkürler…

1980’li yıllarda dünyada ortam karmaşıktı. 1960’lı ve 70’li yılların sevilen, üstü açık otomobilleri roadster’lar artık etkisini kaybetmiş, üretim sayıları giderek azalmaya başlamıştı. Avrupa’da birçok marka otomobil üretimini sona erdirmiş, tarihin tozlu sayfalarına giriş yapmakla yapmamak arasında gidip geliyordu… Avrupa’da hot hatch kavramı tartışılıyor, VW Golf adeta kasırga gibi esiyor, küçük otomobillere yatırım yapanlar kazanıyordu…

1973’te Amerika’da baş gösteren petrol krizinin etkileri Amerikan otomotiv endüstrisini çok kötü şekilde etkilemişti ve artık büyük, güçlü otomobillere yer yoktu. Bocalayan sektör güçlü ürünler ortaya çıkartmakta zorlanıyor, sadece olanları devam ettirmeyi başarabiliyorlardı.

Japonya’daysa etrafta, GT-R’lar, Supra’lar kol geziyordu ancak iş sürüş keyfine gelince ‘Land of The Rising Sun’ çok da tatmin edici cevaplar veremiyordu.

Pop müzik Avrupa ve Amerika’yı kasıp kavururken synthesizer sound’ları kulaklara yabancı geliyor, Glam Rock’çılar permalı saçları ve ‘bilekli’ beyaz Reebok’larıyla ‘mainstream’ müziğe karşı gelmeye çalışıyordu. Sıradan olmak fark yaratmanızı engelliyor, sıradışı olmaksa ‘tuhaf’ olarak karşılanabiliyordu.

Öte yandan kulağa bir takım haberler geliyordu. Mazda, uzun süren gelişim aşamasından sonra küçük ve hafif bir otomobil üretmeyi planlıyordu. Bunda şaşılacak bir şey yoktu, zira etrafta Peugeot 205, Volkswagen Golf gibi küçük ve hızlı otomobiller dolaşıyordu. Şaşılacak şeyse Mazda’nın otomobilinin ‘roadster’ olacağı söylentisiydi.

Aslında roadster kavramı Avrupa için yabancı bir şey değildi. Bu ’60 ve ’70’li yıllarda başta İngiliz otomobil üreticilerinin (MG, Triumph, AC, Lotus, Austin Healey, Jaguar v.b.) çokça üzerinde durduğu, İtalyan’ların (Fiat Spider, Alfa Romeo Spider) da ilgisiz kalmadığı bir konseptti. 

Ancak bu markaların birçoğu 1989’da ya ortada yoktu ya da ürettikleri roadster model üretimden kalkmıştı. Kalkmamışsa bile değişmeye yüz tutan dünyada artık nasıl var olacakları düşünülüyor, üzerlerinde çok durulmuyordu. İnsanlar bu basit otomobil sınıfını unutmaya başlamışlar, hızlı değişimlere ayak uydurma telaşına kapılmışlardı. Japonya’dan ortaya çıkacak bir roadster ise tuhaf ve alışılmadık bir şeydi. Bunun sindirilmesi için vakit gerekli olabilirdi…

Ancak insanlar MX-5 ile karşılaşınca tepkiler böyle olmadı. Oldukça kolay anlaşılır tasarımı, hafif gövdesi, önden motorlu, arkadan çekişli mimarisi ve nispeten güçlü motoruyla MX-5 bir roadster’dan beklenen herşeyi veriyor gibiydi. Üstelik kumaş tavana (ilk iki jenerasyonda malzeme vinyl) sahipti ve hepsinden önemlisi ucuzdu.

Zaman değişim zamanıydı ve okyanus ötesinden buna bir cevap gelmişti.

Sürüş

1970’lerin sonunda kaybolmuş roadster kavramının yeniden doğuşu, modern dünyaya optimize edilmesi anlamına gelen bu sevimli otomobile yaklaşırken neden bu kadar sevildiğini anlayabiliyorum.

Kapaklı farları artık günümüzde, antika otomobillerin çevirmeli marş motorları kadar tarih öncesi görünse de dönemini harika şekilde yansıtıyor. Bundan 20 yıl sonra kapaklı farları bizden sonraki nesillere anlatmakta zorlanacak, bunun neden üretildiği konusunda insanlara bilgi veriyor olacağız. O zaman aklımıza gelecek ilk modellerden biri MX-5 olacak, buna eminim.

Metal kapı açma butonu tasarımın güzel detaylarından biri olarak göze çarparken yuvarlak depo kapağı tam bir MX-5 klasiği.

Otomobilin tüm nesillerini aynı yerde gördüğünüzde hemen bir kıyaslama yapabiliyorsunuz ve ilk olarak “göründüğünden daha da küçükmüş” diye düşünmeye başlıyorsunuz. Evet, ilk MX-5 gerçekten kompakt boyutlarıyla dikkat çeken bir otomobil. 3950 mm uzunluğundaki MX-5 1675 mm genişliğinde ve sadece 1230 mm yüksekliğinde. Bu ölçülerle birlikte, 1.6 litrelik motoruyla orijinal MX-5 sadece 970 kg ağırlığındaydı. 115 bg gücündeki motoruysa tabii ki bu ağırlığı kaldırma konusunda zorlanmıyor, otomobile delice bir performans sağlamasa da, 8.8 saniyede 100 km/s hıza çıkması için yeterli gücü veriyordu. Ama bunların hiçbiri MX-5 ile olan sürüşünüzde dikkat ettiğiniz şeyler olmuyor. Olay tamamen yeterli güç ile yaşadığınız deneyimle ilgili.

Eğer 90’lı yılların otomobillerini kullanmaya alışıksanız MX-5’in direksiyonuna oturduğunuzda az-çok neyle karşılaşacağınızı tahmin ediyorsunuzdur: Basit göstergeler, son derece sade kabin tasarımı, kasetçalarlı teyp ve alçak sürüş pozisyonu…

Direksiyonda herhangi bir ayar olmadığı için,uzun boylu bir sürücüyseniz tam da istediğiniz şekilde ayar yapmanız biraz zor. Olabildiğince alçak olan koltuk o kadar iyi konumlandırılmış ki direkt olaya girmiş gibi hissediyorsunuz. Sadece bu bile MX-5’in sevilmesi için yeterli bir şey çünkü az önce sözü geçen o hızlı hatchback’lerde böyle bir sürüş pozisyonu ancak hayal edilebilirdi.

Önünüzde görünen motor kaputu spor otomobilde olduğunuzu hissetmenizi kolaylaştırırken, farları yaktığınızda hemen önünüzde açılan kapakların seremonisi yüzünüzü güldürüyor. Hemen tekrar aynı şeyi yapıyorum, gerçekten keyifli.

Hafif rutubet ve garajda beklemiş otomobil kokan kabini tanıdık geliyor. Bunu hissedince aklınıza 90’lı yılların o güzel zamanları geliyor, o dönem Miata alanlarsa daha önce kullandıkları roadster’ları hatırlıyordu muhakkak. Burası samimi, kullanıcı dostu bir kabin olmasıyla dikkat çekiyor.

Göstergeler dik bir şekilde önünüzde dururken, bacaklar için ayrılmış alanın yeterince geniş olması ilginç ve şaşırtıcı. Aynı durum omuz mesafesi için de geçerli. Araçları kullandığımız gün havanın çok da iyi olmaması nedeniyle tavan kapalı kullandık ve çok da bir sıkıntı yaşamadığımızı söylemeliyim.

Vites kolunun konumu ergonomik olarak Mazda’nın harika bir iş çıkarttığını gösterirken, buranın tamamen sürüş odaklı bir yer olduğunu anlamımız oldukça kısa sürüyor. Kabindeki hiçbir nokta dikkat dağıtacak şekilde yerleştirilmemiş ve sadece işinize yarayan detaylar göze çarpıyor.

E iş böyle olunca pek de oyalanmak istemiyor ve motoru çalıştırıyorum. 1.6 litrelik 115 bg (140 Nm) gücündeki motor hiç vakit kaybetmeden hayata geçiyor. İstekli şekilde rölantide çalışan bu motor 16 supaplı ve enjeksiyon (o dönem karbüratör de hayli popülerdi) sistemine sahip.

Gaz tepkileri gerçekten harika, pedala yaptığını en küçük müdahale bile arka lastiklere iletiliyor, hafif gövde hemen tepki gösteriyor. Telli gaz pedalı mekanizmasının tepkilerini hissetmeyeli epey olmuştu. Vites geçişleri oldukça yumuşakken 1990 model olan ve neredeyse tamamen orijinal kondisyonda olan bu otomobilin sahibine sorduğumda şu cevabı alıyorum:

“Evet şanzımanı orijinal.”

Sahibinin söylediğine göre bir zamanlar az da olsa kemikli olan ve vites geçişleri üzerinde biraz düşünmenizi gerektiren şanzıman artık bu yapıda değil. Son derece rahat, pürüzsüz geçişler yapılabiliyorken debriyajın hafifliği de şaşırtıyor. MX-5 bu özellikleriyle günlük kullanıma uygun olduğunu gösteriyor. Buradaki tek sıkıntı fren ile gaz pedalının birbirine uzak olan yapısı. Bu nedenle performanslı kullanımlarda heel’n toe yapmanız biraz zor olabiliyor.

Süspansiyon tatlı sert ama aracın yaşını düşündüğünüzde gayet iyi darbe emiyor diyebiliriz. Tabii bozuk zeminlerde kabinde bazı titremeler, trim sesleri duyulmuyor değil ama unutmayın ki bu otomobil tam 27 yaşında.

Direksiyon hidrolik destekli yapısıyla kolay kullanılabiliyor ve tepkileri gerçekten harika. Lineer, direkt ve ağırlık olarak homojen bir yapıda olan direksiyon, Mazda’nın neden arkadan çekişli bir düzeneği seçtiğini gösteriyor. Ön lastiklerde güç olmaması virajlarda inanılmaz bir ayarlanabilirlik ve çeviklik sunuyor. Viraj demişken, MX-5 kıvrılan yolları düz yollardan daha çok seviyor ve sürücüsünün de sevmesini istiyor. Motor çok güçlü olmadığı için düzlükler favori mekânları olmasa da virajlardaki atik yapısı, tutunma limitlerinin yüksek olması sürücüyü de ‘gaza getiren’ bir yapıda. Bu nedenle arkadan çekişi iyi kullanmayı bilmiyorsanız bile daha fazlasını öğrenmek için can atıyor, eğer iyi biliyorsanız da kendini kahraman gibi hissedebiliyorsunuz.

Yapmanız gereken şey bu otomobil çok zorlamak olmamalı. Zorlanınca hem yaşından hem de mekanik durumundan dolayı biraz zorluk çıkartabiliyor ama performansının yüzde 80’inin kullandığınız durumlarda muhteşem şekilde akıcı olabiliyor, virajlar arasında dans ediyor, sizi de işin içine katarak harika bir sürüş deneyimi sunuyor.

Bu kadar eski bir otomobilin bu kadar keyifli olabileceği düşünmemiştim. Bu ‘NA’ adı verilen ilk jenerasyonun direksiyonuna ilk geçişimdi ve her dakikasından çok ama çok keyif aldım.

Böylece neden MX-5’in global bir başarı kazandığını da anlamış oldum. Gerçekten uygun fiyata böylesine bir sürüş keyfi sunması olağanüstü bir başarı. Bu arada üzerini açarak kullanmadık ama açması çok kolay. İçerideki kilidi açın ve tavanı geriye doğru itin. Hepsi bu, toplam 10 saniye sürüyor.

Yazının başında söylemeye çalıştığım gibi, MX-5 ile ilgili herşey gayet basit. Hayal edemeyeceğiniz kadar basit.

Şimdi sıra diğer versiyonlarda.

İkinci jenerasyonda MX-5'ten devam etmek için tıklayın.

“Kapaklı farları artık günümüzde, antika otomobillerin çevirmeli marş motorları kadar tarih öncesi görünse de dönemini harika şekilde yansıtıyor”

Mazda MX-5 jenerasyonları fotoğraf galerisi için tıklayın.



Yorum yapın
İsim (gerekli) 
E-mail (yayınlanmayacak) (gerekli) 
Otomobilinizin markası (gerekli) 
 

Gönder

Porsche, 718 Cayman ve Boxster GTS’i hazırladı
Haber
Ferrari 812 Superfast Türkiye’de satılmaya başlandı
Haber
Volvo, alt markası Polestar'ın ilk modelini tanıttı: Polestar 1 Coupe
Haber





Ana Sayfa | Künye | İletişim

Her Hakkı Saklıdır © Ocak 2012 Otoloji.com