Shelby GT350 (1967) Fotoğraflar: M. Murat Erçelebi
Shelby GT350 (1967)
250.000 $ (İkinci el)
Motor:
289 cid. (4272 cc), V8 silindir, 16v, 306 bg 6000 d/dak
0-400 Metre :
15.3 sn
Maksimum tork :
446 Nm 4200 d/dak
Maksimum hız:
206 km/s
Şanzıman :
4 ileri otomatik, arkadan çekiş
Boş ağırlık :
1524 kg
0-100 Km/s :
7.1 sn
Üretim Adedi:
1175 adet

Bu testin Otoloji’de  yayınlanması için otomobilini kullanmamıza izin veren Sayın Leon Kalma ve ElKlasik’e (www.elklasik.com) sonsuz teşekkürler...

Herşey 2010 yılındaki AutoShow fuarında klasik standından sessiz sedasız duran, yeşil renkli, o 67 Shelby GT500’ü görmemle başladı. Koşarak yanına gittim, diz çöktüm, gördüklerime inanamıyordum. Herkes birşeyler soruyordu, cevap vermedim. Etrafında döndüm, ona dokundum, hissetmeye çalıştım.

Sonra içine oturduğumda Carroll Shelby’nin imzasını gördüm ve gözyaşlarıma hakim olamadım. Dakikalarca içinde oturdum, ağladım. Sonrasında GT500’e bir mektup yazıp torpidosuna bıraktım.

Bu olay otomobillerin sahibiyle tanışmama ön ayak oldu ve Amerikan kullanma rüyalarım gerçekleşmeye başladı. Yine de bir gün Shelby GT350 kullanacağımı tahmin bile edemezdim. Nedeni kolay; herşeyden önce 67 Shelby GT350 çok az bulunan ve çok değerli bir otomobil. Az bulunduğu için çok pahalı ve neredeyse tamamı koleksiyonerlerin elinde. Günümüzde mükemmel durumda bir Shelby GT350 ya da GT500 ABD’de bile 250.000- 300.000 dolara satılabiliyor...

Amerikan sever herhangi birine en sevdiği üç otomobili sorarsanız mutlaka Shelby GT350 ya da GT500 diyecektir. Benim için de öyle, yıllardır onun hayallerini kurar, modellerini toplar, kitaplarını alır, yazıları, tarihini okur dururum. Özeldir 67 Shelby benim için, o Streed Rod 2’de ‘The King’in otomobilidir bir kere, o Eleanor’dur, o bir yarış otomobilidir, o zaferdir, o büyük bir mirastır...

Aslında Carroll Shelby öldüğünden beri onun anısına bir haber, araştırma hazırlamak istiyordum ama bunun içine kendisine ait bir otomobili koymadan olmazdı; olurdu ama eksik kalırdı. Shelby GT350’yi kullanabileceğimi öğrendikten sonra bu haber  gerçek olmaya başlamıştı. Orijinal bir Shelby kullanacaktım! Hem de 67 model!

Sabah kalktığımda hâlâ onun orijinal olabileceğine inanmıyordum. Nasıl olabilirdi? Gerçekten Amerika’dan mı gelmişti? Ben onu kullanmaya mı gidiyordum? Evet rüya gibi ama hepsi gerçekti, birazdan Shelby GT350’nin direksiyonuna oturacaktım.

Levent’te, otomobilin durduğu garaja geldiğimizde tüm ekip çok heyecanlı. Hepimizin yüzü gülüyor, herkes bağıra çağıra konuşuyor. Bugün dört kişiyiz ama ekip giderek artacak gün içinde.

Kapalı otoparkın karanlığından içeri doğru giriyoruz. Öyle mi böyle mi derken GT350’nin burununu görmemizle bu haykırışlar sona eriyor, sessizlik hakim oluyor herkese.

Bu inanılmaz bir karizma. Gördüğünüz ilk anda bile ne kadar etkileyici olduğunu gösteren, duruşuyla dördümüzü susturup, tüylerimizi diken diken yapabilen bir otomobil.

Anahtarı alıyorum; herkes onu ilk çalıştıran olmak istiyor ama bu seromoniyi kimseye veremem, kusura bakmayın. Yavaşça kapısını açıyorum; arka tarafa hızlıca göz gezdirirken takla barına monte edilmiş dört noktadan bağlantılı emniyet kemerine gözüm ilişiyor. O muhteşem kokusunu içime çekiyorum; burası tarih, başarı, gurur kokuyor. Ardından torpidoya göz atıyorum ama hayır, Carroll Shelby’nin imzası burada yok. Biraz hayal kırıklığı yaşıyorum ama bu ahsap direksiyona elimi sürer sürmez kayboluyor.

Küçücük anahtarı yuvasına sokup gaz vermemle uyuyan bir dev uyanıyor sanki. Motor anında tepki veriyor dönen marş motoruna ve ... ve bu o kadar güzel bir ses ki birkaç saniye kendimden geçiyorum. Bu sesi duymamla gözlerim doluyor, ellerim titriyor. Shelby GT350 bu kadar duygulara hitap eden, motoru çalıştırdığınızda sersemleten, içinizi ürperten bir otomobil. Dahası neden Amerikan sevdiğimi hatırlatıyor bana çünkü çok ama çok ruhlu.

Bu diğer deneyimlediğim V8’lerden daha farklı, tok, güçlü, gürültülü ve rölantide bile seri duyulan bir ses. Sanırım bu farklılık alüminyum supap kapaklarından kaynaklanıyor. Bas tınıları biraz daha fazla olan, yüksek devirlerde NASCAR otomobillerinde duyduğunuz o kesintisiz kakofoniye sahip muhteşem, olağanüstü, gerçeküstü, kusursuz bir ses bu...

Büyük gaz pedalına biraz basıp V8’in kusursuz sesini tüm kapalı otoparka yayıyorum. Karbüratörde beklemiş benzin kokusu içeri sızıyor, arka duvardan çarpan ses adeta ciğerlerimi sökmek istiyor. ‘Yol için yarış otomobili’ dedikleri bu olsa gerek...

Otomatik şanzımanı ‘D’ konumuna getiriyorum ve yola çıkıyoruz. Çıkıyoruz ama hemen kenara çekip duruyorum ve otomobilden iniyorum. Sesini dışarıdan dinleyeceğim ve biraz bu anın tadını çıkartacağım.

İlk şoku atlatır atlatmaz yeniden direksiyona geçiyorum ama sizlere hemen sürüşünü anlatmayacağım, biraz tarihçesinden bahsetmek yerinde olacak.



Yorum yapın
İsim (gerekli) 
E-mail (yayınlanmayacak) (gerekli) 
Otomobilinizin markası (gerekli) 
 

Gönder

Fiat Punto Euro NCAP'ten sıfır yıldız elde eden ilk otomobil oldu!
Haber
Hyundai i30 (2017)
1.6 CRDi Elite DCT
İzlenim
Renault, yeni, 1.3 litre turbo, benzinli motorunu tanıttı
Haber





Ana Sayfa | Künye | İletişim

Her Hakkı Saklıdır © Ocak 2012 Otoloji.com