Ford Thunderbird 390 cid. (1961) Fotoğraflar: Alperen Gökmen
Ford Thunderbird 390 cid. (1961)
60.000 $
Motor:
390 cid. V8 silindir, 16v, 300 bg 4600 d/dak
0-400 Metre :
16.5 sn
Maksimum tork :
579 Nm 2800 d/dak
Maksimum hız:
203 km/s
Şanzıman :
3 ileri cruise-o-matik, arkadan çekiş
Boş ağırlık :
1940 kg
0-100 Km/s :
9.4 sn
Üretim Adedi:
73.051 adet (62.535 adet hardtop coupe)

Thunderbird’ün ortaya çıkışıyla ilgili iki hikâye mevcut. Bunların ilki Ford ekibinin 1951 yıında Paris Fuarı’nda dolaşırken sergilenen roadster modellerini görüp “Bizim neden böyle bir modelimiz yok ki?” diye sormasıyla olayların gelişmesini anlatıyor. Diğeriyse Thunderbird’ün elbette Amerikan’nın ilk spor otomobili Chevrolet Corvette’e (1953’te, T-Bird’den iki yıl önce tanıtılmıştı) rakip olarak üretildiğini söylüyor.

Aslına bakarsanız birçok kaynak ikinci senaryonun daha doğru olduğunu söylerken, elimdeki tarih kitabı da bunu doğruluyor. Ne de olsa aynı coğrafyada üretilmişler. Ayrıca Amerika’nın ilk roadster’ının Ford’a ilham verdiğini söylemek pek de ayıp bir şey değil, sizce?

Corvette’i gören Ford yetkilileri tasarımdan etkilenip iki kişilik bir roadster üzerinde çalışmaya başlamışlardı. Ford, burada Chevrolet’den farklı bir yol izleyerek yeni otomobilini mümkün olduğunca mevcut parçalardan üretip maliyeti düşürerek, hem lüks hem de sportif bir şekilde üretime geçirmeyi planlamıştı.

İlk nesil Corvette’lerin 1953-1995 arası) sadece sıralı 6 silindirli, 150 bg’lik BlueFlame motorla üretilmesi, dahası GM’in elinde Chevrolet için V8 motor olmaması, Ford’un T-Bird modelinde kullanmaya başladığı V8 motoru ciddi şekilde popüler hale getirmişti. Ayrıca otomobilin maliyetinin düşük olması, performansının Amerikan halkı için yeterli oluşu gibi etkenler otomobilin çıktığı andan itibaren yüksek satışlarını garantilemiş gibiydi.

GM hiçbir zaman Corvette’i spor otomobil olarak tanımlamamışken, Ford T-Bird’ü “lüks spor otomobil” mottasıyla pazarlamış, bu kavram sayesinde ilk yılın sonunda 1955’te, Corvette V8 motora geçmiş olmasına rağmen T-Bird satışları Corvette’in tam 24 katına çıkartmıştı. Rakam verecek olursak: 1955’te Ford 10.000 adet satmayı planlamışken 16.155 adet T-Bird satarken, GM sadece 674 adet Corvette’de kalmıştı. 24 Thunderbird satışına karşılık 1 Corvette satışı! Bunu bir kere daha düşünün lütfen, bu rakibinizi geçmek olarak değil ancak rakibinizi rezil etmek olarak tanımlanabilir! Bu denli başarılı olan otomobil her yıl farklı şekilde güncellenirken, Ford, T-Bird modeli için üç yılda bir gövde değişikliği yapmayı planlamıştı.

1955- 1957 arası üretilen ilk nesil T-Bird’ler Corvette’ler karşısında ezici üstünlüğünü devam ettirmişlerdi ancak Ford’un “lüks spor otomobil” mottası giderek yerini lükse doğru kaymaya başlamış, kullanıcı talepleri T-Bird’ün daha lüks olması doğrultusunda çok daha fazla satılabileceğini ortaya atmıştı. Hatta Ford’un 1957’de yaptığı bir pazar araştırması şu sonuçları ortaya atmıştı:

  • İki koltuklu otomobiller çocuklu aileler tarafından kullanılamıyor, ikinci otomobil ihtiyacı ortaya çıkıyordu.
  • Koltuk kapasitesi Thunderbird kullanıcılarının en az 2 otomobile sahip olması şartını ortaya atıyordu.
  • Dört koltuklu bir konsept daha geniş bir kullanıcı kitlesine ulaşabilir, otomobilin sahiplerinin tek araçla hayata devam etmesine önayak olabilirdi.
  • Ayrıca oldukça çok sayıda Thunberbird sahibi araçlarının dört koltuklu olmasını talep ediyordu.

Ford boş durmadı, üç sene sonunda T-Bird’ü kullanıcıların istediği şekilde, dört koltuklu olacak biçimde geliştirdi. Böylece 1958’den itibaren üretilen tüm Thunderbird modelleri dört koltuklu olarak bantlarda inmeye başladı. Bu üç yılın sonunda satış rakamlarıysa 1960 model yılı için 92.000 adetleri bulmuştu. 1957’de, yani sadece 3 yıl öncesinde 21.380 adet satılan bir otomobilin bu başarıya ulaşmış olması Ford’un araştırmalarının ne kadar başarılı olduğunu gösteriyordu.

Ford, modeli üç yılda bir güncellediği için kullandığımız 1961 model yılına ait otomobil üçüncü nesil Thunderbird olarak literatürlerde yer alıyor. ’61 model yılı için Ford daha çok tasarım anlamında değişimlere yer verdi. T-Bird’ün dört koltuklu yapısındaysa bir değişiklik olmamıştı.

İkinci nesilin “Square Bird” olarak adlandırılan köşeli tasarım felsefesi yerini daha akıcı ve sportif bir görüntüye bırakmıştı. Dış boyut olarak tamamen aynı kalan otomobil artık daha alçak ve karizmatik görünüyor, arka farlarına doğru uzanan kuyruğuyla ilk jenerasyona gönderme yapıyordu. Arka farların yuvarlak yapısı diğer Ford modellerinde de kullanılan bir tasarım öğesiyken, ileriki yıllarda bir Thunderbird klasiği haline gelecek olan “swing steering” (sağa doğru kayabilen direksiyon mili) özelliği ilk kez 61 model yılında kullanılmaya başlanmıştı. Bu özellik, daha çok otomobile binerken büyük kolaylık sağlarken, Thunderbird’ün “lüks Ford” imajını da güçlendiriyordu.

Gövde tipi olarak hardtop coupe ve convertible olmak üzere iki seçenek yer alırken, otomobilin aks mesafesi aynı kalmış, buna rağmen kabin hacmi artmıştı. Kabindeyse daha geniş torpido gözü kullanılırken standart donanıma elektrikli koltuklar, aynalar ve klima gibi dönemine göre inanılmaz lüks aksesuarlar eklenmişti.

Ford yönetimi motor seçeneği olarak fazla alternatiften yana değildi. 390 cid (6390 cc) hacmindeki V8 motor tek alternatifken şanzıman olaraksa bu lükslüğe uygun, yumuşak karakterli, 3 ileri otomatik üniteye yer verilmişti.

Ford, yeni modelini pazarlamak için Indianapolis 500 yarışının 50’nci yıldönümünü seçmiş, T-Bird’ü yarışın “pace car’ı” olarak getirmişti. Yılsonunda elde edilen toplam 73.000 adetlik satış (62.535 hardtop, 10.516 convertible) T-Bird’ün başarılı şekilde hayatına devam edeceğini gösteriyordu.

Üçüncü nesil Thunderbird 1964 yılının sonuna kadar, tasarım olarak pek de değişmeden üretilmeye devam etti.

Bu arada unutmuyoruz ve her zaman yaptığımız gibi Thunderbird’ümüzün şasi numarasını inceliyoruz. Buna göre otomobilimiz 1961 yılının 14 Kasım gününde, Ford’un Michigan, Wixom fabrikasında üretilmiş. Bej rengi deri koltukları, beyaz rengi, 2 kapılı hardtop gövdesi, 390 cid V8 motoru ve 3.00 oranındaki son dişli oranı ulaşabildiğimiz diğer verileri oluyor.

Sanıyorum tarih dersine yeterince çalıştık. Artık şu büyük blok V8’i çalıştırma vakti gelmedi mi?



Mehmet Sarıoğlu
29.09.2017
Çok karizmatik bir otomobil için yapılmış harika bir analiz... Beni gençlik günlerime götürdü... Teşekkürler

Yorum yapın
İsim (gerekli) 
E-mail (yayınlanmayacak) (gerekli) 
Otomobilinizin markası (gerekli) 
 

Gönder

Porsche, 718 Cayman ve Boxster GTS’i hazırladı
Haber
Ferrari 812 Superfast Türkiye’de satılmaya başlandı
Haber
Volvo, alt markası Polestar'ın ilk modelini tanıttı: Polestar 1 Coupe
Haber





Ana Sayfa | Künye | İletişim

Her Hakkı Saklıdır © Ocak 2012 Otoloji.com