Ford Thunderbird 390 cid. (1961) Fotoğraflar: Alperen Gökmen
Ford Thunderbird 390 cid. (1961)
60.000 $
Motor:
390 cid. V8 silindir, 16v, 300 bg 4600 d/dak
0-400 Metre :
16.5 sn
Maksimum tork :
579 Nm 2800 d/dak
Maksimum hız:
203 km/s
Şanzıman :
3 ileri cruise-o-matik, arkadan çekiş
Boş ağırlık :
1940 kg
0-100 Km/s :
9.4 sn
Üretim Adedi:
73.051 adet (62.535 adet hardtop coupe)

Thunderbird’ün kapısına elimi attığımda onun farklı bir otomobil olduğunu anlıyorum. T-Bird detaylarıyla fak yarayan bir otomobil. Kapısında tutacak yok, kapı tutacağı gövdeyi baştan aşağı geçen krom çıtaya entegre edilmiş. Normalde bu parça kapının üzerinde duran ayrı bir cisimken burada kapının sacı oyularak oluşturulmuş. Yani ucuz değil, maliyetli olan yol tercih edilmiş ve bu kapıyı açarken bile fark yaratıyor.

Bu arada sözü geçen bu krom çıta yandan bakıldığında belki çok etkileyici gelmiyor olabilir ama ön-çaprazlardan baktığınızda inanılmaz bir hareket katıyor T-Bird’e ve durup dakikalarca bu hareketi izliyorsunuz. Öne doğru kavisli olan bu krom çıtanın hareketi motor kaputunda da aynı şekilde görünüyor ve T-Bird’ün çok farklı görünmesini sağlıyor.

Kapıyı açtığınızdaysa asıl şov başlıyor. Bolca kromun kullanıldığı kabin dönemin diğer Amerikan otomobillerine göre son derece zengin ve gösterişli görünüyor. Olabilecek her yer parlak kromla kaplı, döşemeler beyaz renkli deriyle bezenmişken, bolca gösterge otomobilde neler olup bittiğini size haber veriyor. Ama bunların yanında asıl etkileyici olansa direksiyonun kolonunun sağ tarafa doğru çekilmiş olması. Bu sayede sürücü koltuğuna binerken çok rahat hareket ediyorsunuz, oturduğunuzdaysa direksiyonu ortaya doğru çekip alttaki mandalından kilitliyorsunuz. Böylece hareket halindeyken direksiyon kolonu hareket etmiyor. Oldukça akıllı düşünülmüş bir detay.

Oturuş pozisyonu çok rahat, koltuklar geniş ve yumuşak yapılıyken bu sürüş pozisyonu Thunderbird’ün neden lüks olarak tanımlandığını gösteriyor. Buradaki her şey sürücü ve yolcunun rahatı için düşünülmüş. Elektrikli koltuklar, elektrik camlar gibi günümüz otomobillerinde yer alan bazı detayları burada görebiliyorsunuz. Bunlar 1960’lı yıllar için gerçekten önemli detaylardı.

Motor da bir diğer şaşırtıcı özellik T-Bird’deki. Şaşırtıcı çünkü Amerikan otomobillerindeki V8’leri düşündüğünüzde genelde kaba, gürültülü, sarsıntılı ve dünyanın en güzel seslerini çıkaran, modernlikten uzak üniteler aklınıza gelir. Buradaysa durum biraz farklı... 390 kübik inçlik V8, 1961 model yılı için tek motor seçeneği olurken, Ford’un neden bu motorda karar kıldığını anlamak zor değil. T-Bird’ün giderek lüks kavramına doğru yaklaşması ve kullanıcıların kararları bu modelde yumuşak karakterli bir V8’in kullanımını şart koşmuştu. 390 cid, hacim olarak epey büyük bir motor olsa da Ford’un 61 model yılı için yapmış olduğu ekstra izolasyonla birlikte şaşırtıcı derecede az ses çıkartıyor. Hatta bugüne kadar kullandığımız Amerikan’lar arasında en az ses çıkartan otomobil olmasıyla öne çıkıyor.

Yine de bir motor sesi duyuyorsunuz kabinde. Gaz verdiğinizde olabildiğince az sarsılan otomobilin sakin sesi, uzaktan duyulan hırıltılı, bas bir tınıya sahip. Üstelik gaz verdiğinizde de bu ses çok yükselmiyor, konforu etkilemiyor.

Motor her ne kadar 300 bg gücünde olsa da 1940 kg’lık ağırlık nedeniyle çok yüksek bir performans sergilemiyor. Otomobilin fabrika verilerine göre 0-100 km/s hızlanması 9.4 saniye sürerken, 400 metre geçişi 16.4 saniyede son buluyor. Bu değerler Thunderbird’ün performanstansa konfor ve rahatlığa odaklandığını bir kez daha gösteriyor.

1961’deki tek motor seçeneği, yine tek şanzımanla birlikte kullanılmış. Cruise-O-Matic adı verilen 3 ileri oranlı şanzıman biraz tembel bir yapıda. Daha doğrusu uzun vites oranlarından dolayı pek vites değiştirmeyi sevmeyen bir karakteri var. Zaten son dişli oranı da kullandığımız modelde 3.00 olacak şekilde ayarlanmış, yani uzun bir oran bu. Son dişli oranını isterseniz 2.90 ya da daha kısa olan 3.10 olarak da tercih edebiliyordunuz, hatta bu 61 T-Bird’ün teknik olarak değiştirilebilen tek özelliğiydi.

Her ne kadar 0-100 km/s hızlanması çok parlak olmasa da T-Bird gaz verdiğiniz anda hızlanabildiğini göstermeyi seven bir otomobil. Devir yükselirken bile motorun sesi çok duyulmuyor (en azından diğer Amerikanlara göre çok duyulmuyor) kabin konforundan bir şey eksiz olmuyor. Şanzıman 3 oranlı olduğu için öyle çok vites geçişi de olmuyor, sanki tek oranlı gibi basıyor ve gidiyorsunuz.

Sürüş pozisyonu gerçekten çok ama çok rahat. Önde görüş çok geniş, camların olabildiğince geniş olması otomobilin içinin çok ferah olmasını sağlamış, kelebek camı olmazsa olmazlardan. Direksiyon her zamanki gibi büyük ama çok hafif yapısıyla dikkat çekerken korktuğum başıma gelmiyor ve direksiyon mili sağa sola kaymıyor. Buna şaşırdığımı belirtmeliyim çünkü Thunderbird’de opsiyon olarak sunulan bu donanımın bu kadar yıl sonra bir şekilde bozulabileceğini düşünmüştüm.

Koltuklar bugüne kadar kullandığım otomobiller arasındaki en rahat koltuklar, bunu kolaylıkla söyleyebilirim. Evet, iddialı bir söylem ama gerçek bu… Son derece geniş tasarlanmışlar; hem sırt hem de minder kısmında, ayrıca yumuşak yapıdalar ve elektrikli şekilde ayarlanabiliyorlar. Elektrikli koltuk düğmeleri koltuğun hemen yan kısmında yer alıyor.

Koldan vitesin kullanımı da zor değil, direksiyonun iç kısmındaki göstergede hangi konumda olduğu yazıyor. Zaten sadece P, R, N, D2, D1 ve L seçenekleri bulunuyor. D2 genelde kullandığımız seçenek olurken D1’e aldığınızda şanzıman sadece ilk iki oranı kullanımına izin veriyor. L ise sadece birinci vitesi kullanmak isteyeceğiniz durumlarda tercih edilebilir. Bu daha önce direksiyonuna geçtiğim 1959 Chevrolet Impala’da da aynı şekildeydi.

Uzun turlu direksiyon nedeniyle otomobilin hakimiyeti kolay değil, sonuç olarak büyük bir araç kullanıyorsunuz. Yine de bu durum, Thunderbird ile hızlı gitmek istemeyeceğiniz için sorun olmaktan çıkıyor. Bunu istemiyorsunuz çünkü T-Bird’ün içine oturduğunuz andan itibaren rahatlamaya başlıyorsunuz. Sanki kulağınıza biri “Stresi, siniri bir kenara koy; şu andan itibaren çok rahat bir yolculuk yapacaksın” demiş gibi bir hava hissediyorsunuz. Bu nedenle hızlı gitmek yerine cruisin’ modunda otomobili kullanmak istiyorsunuz. Zaten T-Bird’de bu şekilde kullanılmaktan hoşlanıyor. 1961 model yılı Ford'un süspansiyon sisteminde kauçuk burçlara yer vermesi ve ön ile arkada bağımsız yaprak yay tasarımı kullanması otomobilin üretildiği yıllarda en iyi sürüşe saihp model olmasını sağlıyordu. Bu kadar yıl sonra bile bunu görebilmekse Thunderbird'ün kalitesini ortaya atıyor.

O caddelerde hız yapmak isteyen serseri imajlı bir otomobil değil; tam tersine geldiğini göstermeyi seven, bol kromajlı tasarımı ve iri gövdesiyle ağırbaşlı, prestijli ve gösterişli olmayı tercih eden bir yapıda. Karakteri ve tüm mühendisliği bunun üzerine kurulmuş; dolayısıyla eğer bir gün Thunderbird kullanacaksanız böyle bir ruh halinde kullanmanızı öneririm, yoksa çok keyif almayabilirsiniz.

İstanbul’un ‘muhteşem kaliteli’ yollarında salına salına, süspansiyonlarını çalıştırarak rahat bir tempo tutturan Thunderbird sürücüsünü hiç yormuyor. Süspansiyonlar o kadar yumuşak ayarlanmış ki sanki yolda hiçbir pürüz yokmuş gibi düşünüyorsunuz, oysa öyle olmadığını biliyorum. Arada verilen gaz pedalı girdilerine küçük hırıltılarla cevap veriyor, hız istediğinizde buna ayak uyduruyor, size Amerikan otomobili kullandığınızı hiçbir zaman unutturmuyor. Bu anlamda sürüşü çok yönlü diyebiliriz.

Elbette yol tutuşu Muscle Car’lar gibi performans odaklı değil. Fotoğraflardan da görebileceğiniz ve şimdiye kadar anlattıklarımdan tahmin edebileceğiniz gibi yumuşak süspansiyonlardan dolayı gövde virajlarda yatmaya çok meyilli. İnce lastikler ve yüksek gövde ağırlığından dolayı tutunma da harika değil ancak zaten aradığınız hiçbir zaman bu olmuyor. Thunderbird kendi belirlediği kurallar çerçevesinde oyunu oynamayı seviyor, bunun dışına çıktığınızda kendini rahat hissetmediği gibi sizi de tedirgin ediyor. Ancak oyunu onun istediği gibi oynarsanız harika bir yol arkadaşı olduğunu da kanıtlamayı çok seviyor. Hatta sürekli böyle kullanılmayı daha çok isteyeceğini düşünüyorum.

Ford’un 1961 yılında bir otomobile böylesine açık bir karakter kazandırabilmiş olması beni çok etkiledi. Bugüne kadarki klasik deneyimlerim daha çok Muscle Car’lar üzerineydi, sadece Mercedes ve Porsche modelleri bu çizginin dışındaydı. 1981 yılına ait Mercedes 280 SLC bile neredeyse bu kadar rafine bir sürüş sunmuyordu desem herhalde Thunberdird’ün konfor anlamında nasıl bir durumda olduğunu anlayabilirsiniz. Aralarında 20 yıl fark olduğunu hatırlatalım…

FoMoCo her zamanki gibi harika bir iş çıkartmış. Bugüne kadar, dört koltuklu Thunderbird’leri fazlasıyla eleştirmiş biri olarak direksiyona geçince neden bu kararı verdiklerini daha iyi anlamış oldum. Ford, Thunderbird’deki potansiyeli görmüş ve oyunu bunun üzerine kurmuştu. Bu doğru olan bir karardı, tıpkı Mustang modelinin gelişiminde ve Shelby ile olan ortaklıklarındaki gibi…



Mehmet Sarıoğlu
29.09.2017
Çok karizmatik bir otomobil için yapılmış harika bir analiz... Beni gençlik günlerime götürdü... Teşekkürler

Yorum yapın
İsim (gerekli) 
E-mail (yayınlanmayacak) (gerekli) 
Otomobilinizin markası (gerekli) 
 

Gönder

Porsche, 718 Cayman ve Boxster GTS’i hazırladı
Haber
Ferrari 812 Superfast Türkiye’de satılmaya başlandı
Haber
Volvo, alt markası Polestar'ın ilk modelini tanıttı: Polestar 1 Coupe
Haber





Ana Sayfa | Künye | İletişim

Her Hakkı Saklıdır © Ocak 2012 Otoloji.com