Chevrolet Chevelle SS 454 (1970) Fotoğraflar: İlke Taşçı
Chevrolet Chevelle SS 454 (1970)
180.000 $
Motor:
454 cid. V8 silindir, 16v, 450 bg 5600 d/dak
0-400 Metre :
13.12 sn
Maksimum tork :
678 Nm 3600 d/dak
Maksimum hız:
229 km/s
Şanzıman :
4 ileri manuel, arkadan çekiş
Boş ağırlık :
1740 kg
0-100 Km/s :
5.2 sn
Üretim Adedi:
4475 adet (1970 Chevelle SS LS6 Coupe)

Uzun lafın kısası bu otomobilden sadece 4475 tane üretilmiş ve kulağıma Türkiye’de sadece bir tane olduğu geliyor. Bu ilginç işte.

Daha önce de buna benzer şeyler hissetmiştim, özellikle de Shelby’i kullanırken. Böylesine bir tarihe ve efsanelerle dolu bir geçmişi olan bir otomobili ilk gördüğünüz anda kullanamıyorsunuz. İlk önce biraz onu hissetmeniz, sindirmeniz gerekiyor. Motor kaputuna gidiyor elim. Bu ağır kaputu kaldırıyorum ve 454’e şöyle bir göz gezdiriyorum. Edelbrock hava filtresi her ne kadar orijinal ekipman olmasa da tüm gösterişiyle karşımda duruyor. Hemen altında alüminyum emme manifoldu, turuncu renkli silindir kapaklarının ortasındaki yerini almış. Sarı buji kabloları ve MSD ateşleme sistemi motorun sonradan ele alındığının bir göstergesi.

Kaputu kapatıyorum. Artık sesi duyma zamanı. Koltuğa yerleşiyorum ve elimdeki küçük anahtarı yuvasına sokup, kontağı çeviriyorum. Hiçbir şey olmuyor. Tekrar deniyorum ama nafile. 454 biraz nazlı sanırım.

Bugüne kadar tüm Amerikanlarda işe yarayan ‘kontağı çevirirken gazı pompala taktiğini’ uyguluyorum ve evet! İlk denememde biraz öksüren devasa güç ünitesi, ikinci denemede büyük bir gürültüyle hayata geçiyor. Aman Tanrım! Kapalı otoparkta alarmlar ötmeye başlıyor, el freni çekilmemiş otomobiller ise sarsıntıdan yerlerinden hareket ediyor adeta.

O kadar yüksek bir ses var ki ne konuştuğumuzu duyamıyoruz! Muhteşem bir şekilde, karbüratörlerdeki beklemiş benzin kokusu yayılıyor etrafa. Bu ses bugüne kadar kullandığımız tüm Amerikanlardan çok farklı. Bir defa ne kadar büyük bir blok olduğunu gösterircesine yüksek bir sesi var. Oldukça bas, düzenli ve tüylerinizi diken diken edecek bir tona sahip. Düzensiz bir çalışması var, ton olarak sanki boğazınızı gererek elde ettiğiniz o bas sese benziyor. 70’lerde neden bu kadar popüler olduğunu anlamak zor değil. 454 gerçekten bağımlılık yapacak bir ses ortaya atarken, gaz verdiğinizde gövdenin sarsılması ve adeta ‘haydi bas gaza, yola çıkalım’ mesajı vermesi muhteşem. LS6 sabırsız ve istekli…

Bu arada Chevelle’in manuel şanzıman olduğunu fark ediyorum. Hah, bugün eğlenceli olacak. Beyaz vites topuzu hafifçe sürücüye doğru açı verilmiş şekilde konumlandırılmış. Ağırlığı beklediğimden hafif olan debriyaja basıyorum ve vitesi bire alıyorum. Gaz tepkisi oldukça iyi görünüyor, pedal büyük ve dozlaması son derece kolay, debriyaja alışmaksa biraz vakit alacak gibi çünkü kavramasında sorun var. Gücü çok iyi aktaramıyor, sanırım sorun LS6’nın yüksek gücünde. Debriyaj balatası bunu aktarabilecek kadar kuvvetli olmayabilir, buna dikkat etmemiz gerek.

 

 

 

 

 

 

Direksiyon her zamanki gibi oldukça hafif olmasıyla dikkat çekiyor, bu kadar yüksek performans gösteren bir otomobilde bunu beklemezsiniz. Sürüş pozisyonu klasik, diğer Amerikanlar gibi; dik, ne çok alçak ne çok yüksek. Üç kollu direksiyon, SS’in sportif öğelerinden biriyken, yazının başında bahsi geçen ‘Cowl Induction’ın hareketi gerçek bir yarışçı gibi hissetmenizi sağlıyor. Gözlemlediğim kadarıyla sadece tam gazda açılıyor. Otomobile tam gaz verip, 454’ün o dünya dışı gücünü hissedip, birkaç saniye içinde yasal hız sınırına yaklaştığınızda normalde, ayağınızı gazdan kaldırır, tedirgin olmaya başlarsınız. Cowl Induction bu gibi durumlarda yavaş yavaş açılarak, içinizdeki şeytanı ortaya çıkartıyor, sizi tahrik ediyor. Bu daha çok günümüz süper sporlarındaki aktif aerodinamik kanatçıkların çalışmasını andırıyor; sadece biraz daha ilkel, basit ve direkt. Ayrıca  gözünüzün önünde olduğu için gerçekten çok gaza getiriyor, daha çok hızlanmak istiyor, mantıksızlık sınırlarına doğru hızla yol alıyorsunuz. Bu eski Amerikanları neden sevdiğinizi gösteren şeylerden biri. Hiçbir kuralı takmıyorlar, sadece hızlı gitmek gibi bir amaçları var. Muhteşem. SS’i kullanmak gerçekten çok özel hissettiriyor.

Vites geçişleri üzerinde biraz çalışmanız gerekiyor. Debriyaj hafif ve iyi kavramadığı için pürüzsüz vites geçişi yapmak için tamamen buna konsantre olmanız gerekiyor. Beyninizi tamamen buna odakladığınızdaysa yapabiliyorsunuz.

Peki SS ne kadar hızlı? Performans verilerinin söylediği kadar korkutucu mu? Hatırlarsanız 400 metre geçişinin 13.12 saniye olarak kayıtlara işlendiğini, 0-100 km/s hızlanmasınınsa yaklaşık 5.0 saniye civarında olduğu söyleniyor. Tabii bunu kanıtlamak biraz zor, özellikle de kavraması iyi durumda olmayan bir debriyajımız olduğunu düşündüğümüzde. Yine de ışıklarda dururken ‘Burn Out’ yaparak bunu denememek olmaz.

Yanımızda çekim otomobilimiz olan ve daha önce birçok çekimde kriter olarak kullandığımız Fiesta ST duruyor. ST standart haliyle 7.8 saniyede 100 km/s’ye ulaşan, üzerindeki hafif modifiye ile yaklaşık 7.4 saniye civarında bunu tamamlayan, kısa şanzımana sahip sıkı bir otomobil. Yani hızlı denebilir. ST ile olan durum Chevelle’in performansı hakkında biraz ipucu verebilir.

Yeşilin yanmasıyla 454’e tüm gücünü veriyorum, lastikler tutunabildiği kadar gücü yere iletiyorlar. Debriyaj da her nasılsa kavrıyor ve Chevelle fırlıyor yerinden. Arka lastiklerdeki torkla baş edememesi nedeniyle ön lastikler bol bol direksiyon düzeltmesine ihtiyaç duyuyor. Aynadan baktığımda etraftaki duman iyi bir burn out yaptığımızı gösteriyor. Birinci vites o kadar çabuk bitiyor ki, daha direksiyonu tam düzeltemeden ikiye geçmem gerek. Burada biraz debriyajın azizliğine uğruyoruz. Dolayısıyla bunu çok tekrarlamamız gerektiği ortaya çıkarken yıllar önce Chevelle SS hakkında okuduğum bir anektod geliyor aklıma: “Yanınıza bir SS geldiğinde, dünya sarsılır, rüzgar esmeye başlar ve otomobil uçarken fırtına gelir.” Ne kadar da doğru bir söylemmiş bu. SS geldiğinde gerçekten yer yerinden oynamaya başlıyor. Chevelle’i kullanırken zaman daralıyor, dünya farklı bir yer haline geliyor, sanki boyut değiştiriyor gibi hissediyorsunuz. Bu ilginç bir his çünkü SS’den çok daha hızlı otomobiller de kullandım. Sanırım böyle hissetmemin nedeni SS’in tamamen mekanik olması. Yani çok fiziksel ve hisler üzerine oynayan bir otomobil.

Bu arada çekim aracımız nerede mi? Birinci vites biterken ST çoktan birkaç boy geride kalmıştı bile. Yani Chevelle ne kadar hızlı olduğunu gösteriyor. Yine de bir de ara hızlanma denemesi yapmak istiyoruz. Üçüncü viteste yol alırken (unutmayın bu otomobil 4 ileri) 50 km/s’de gazı dipliyoruz ve ST sanki duruyormuş gibi kayboluyor. Evet, lastiklerde tonlarca tork (678 Nm) olduğunda böyle oluyor işte.

Bu performansın yanında konforlu olduğu bile söylenebilir. Hayır bir Shelby kadar sert değil, evet GTO kadar da yumuşak olduğu söylenemez. İkisinin arası diyebiliriz. Uzun yolculuklar yapmaya uygun mu? Bu motorla biraz zor çünkü büyük blok gürültücü bir ünite, ayrıca vites geçişleri de biraz zahmetli. Belki otomatik şanzıman olsaydı buna evet diye cevap verebilirdik... Zaten SS uzun yolculuklar için değil, yolculukları kısaltmak için üretilmiş bir otomobil. Tüm zamanların en hızlı altıncı ‘Muscle Car’ından başka bir şey beklemek doğru olmazdı.

Bunların yanında akıcı ve hızlı bir otomobil olduğu için kullanımına biraz ayak uydurmak gerekiyor. Mesela ayağınızı debriyajdan kaldırdığınızda beklediğinizden biraz daha çok hareket ediyor, hemen harekete geçme konusunda ısrarcı. Frenleri söylemeye gerek yok sanırım, harika oldukları söylenemez ama yetersiz de diyemeyiz. Ardı ardına gelen sıkı virajlarda biraz da SS’in yol tutuşunu test etmek istiyoruz. Direksiyonun gereksiz çok turu olması dışında Chevelle’in tutuşla ilgili bir sıkıntısı yok. Ön tarafı oturtursanız rahat bir şekilde dönebiliyorsunuz virajları. Tabii aşırı güçten dolayı biraz fazla gaz verdiğinizde arkanın dışarı doğru kaydığını görebilirsiniz, bu durumda harika driftler yapabiliyorsunuz. Ama bunu uzun sürdürmek zor; nedeni yine direksiyon. Hatta bu küçük eğlenceler için vites küçültmenize bile gerke yok. Olduğunuz viteste basın gaza yeter. Hee bu arada otomobil yola tutunmasına tutunuyor ama siz otomobilin içinde tutunacak bir yerle bulsanız iyi olur. Çünkü koltuklar o kadar düz ki viraja girdiğinizde kendinizi kapının üzerine yapışmış şekilde bulabilirsiniz. Bu esnada direksiyona sarılmamanız otomobili kontrol etmek adına iyi olacaktır.

Motor deviri yükseldikçe ortaya çıkan sesi tarif etmek zor. Biraz kamyon vari, biraz dizel lokomotifleri andırıyor. Herhangi bir otomobile benziyor mu? Alakası yok. Rölantideki o gevşek ve düzensiz ses, yerini oldukça sıkı ve pes bir tınıya bırakıyor. Shelby’deki o NASCAR sesi gibi değil bu, daha çok dediğim gibi agrikültürel bir araç kullanıyor gibisiniz. Gerek sesi, gerekse sabırsız bir otomobil olması SS’in şehir içi ya da günlük kullanım için pek de uygun bir otomobil olmadığını gösteriyor. O yarışçı ve çok hızlı. Onun amacı bu, günlük kullanım gibi ‘dünyevi’ işlerden uzak durarak en hızlılar listesine girebiliyor...

454 ilk gaz verdiğim andan itibaren ele geçirmişti beni ve şimdi de bırakmıyor. Cowl Induction’ı, egzoz patlamaları, sınırsız gücü ve bitmek bilmeyen hızlanmasıyla Chevelle SS gerçekten neden V8 sevdiğimi bir kez daha kanıtlayan bir otomobil. Bir zamanlar dünya bu otomobilleri üretecek kadar güzel, insanlar bu otomobilleri alacak kadar şanslıymış.

Ne dersiniz, zamanı büken o performansını bir kez daha denesem 1970 yılına geri döner miyim? Keşke...



Yorum yapın
İsim (gerekli) 
E-mail (yayınlanmayacak) (gerekli) 
Otomobilinizin markası (gerekli) 
 

Gönder

Hyundai i30 ailesinin sportif üyeleri i30 N ve i30 Fastback geldi
Haber
Mercedes-Benz Türk 50 yaşında
Haber
Jaguar'ın ikinci SUV'si hazır: E-Pace
Haber





Ana Sayfa | Künye | İletişim

Her Hakkı Saklıdır © Ocak 2012 Otoloji.com